TARİHİ YERLERİMİZ

 

TURHAL KALESİ (Dengiboz Kalesi) :

Üzerindeki iki Sümer kitabeden, tarihini Sümerlere kadar yani M.Ö. 3000 yıllarına kadar götürebilmekteyiz. Bu kitabelerin birincisi mağara girişinde kuzey dış kısımda, diğeri ise Ramazan aylarında iftar ve sahurda top atılan , küçük tepenin doğu yönündedir.

 1931 yılına kadar kale üzerinde, tarihi surlardan , üç tane burç kalmıştır. Güneydoğu,güneybatı ve kuzeybatı doğrultusunda yer alan bu burçlardan (gözetleme yeri veya kulesi) günümüze iki tanesi kalmıştır. Genelde bu burçlar ve surlardaki taşlar sökülerek mağaraya atılmıştır. Sadece bu taşların mağarada çıkardığı yankıdan zevk alınmıştır. Bu bilinçsizce davranışta mağaranın dolmasına sebep olmuştur. Yoksa mağarayı doldurmak amacı ile atılmamıştır. 

Kale muhasaralarında yeraltından ırmağa inerek su almayı amaçlayan veya kuşatmaları etkisiz hale getirmek için kullanılan bir mağara bulunmaktadır. Çoğu insan bunun kral hazinelerini korumak amacı ile yapıldığı inancına sahiptir. Mağara bitiminde birde demir kapı olduğu rivayet edilmiştir. 360 merdivenle inilen mağaranın çıkışı bugün Amasya yolu kenarında bulunan Kız Kuran kursu binası arkasındaki boş arsadadır. Mağara çıkışındaki tünele girildiğinde çok güzel tuğla ile örülmüş üç-dört kişinin rahatlıkla girebileceği dehlizle karşılaşılır. Dehliz Amasya yoluna paralel güneye doğru uzanır daha sonrada doğuya doğru kaleye yönelmektedir. Günümüzde mağara taşlardan temizlenmiştir. Fakat demir kapı bulunamamıştır. Çıkartılan sur taşları da bir kenara yığılmış, surlarla tekrar buluşacakları günü beklemektedirler. Mağara'nın dış kısmında, su deposuna bakan cephesinde kaleye oyulmuş traverten şeklinde üç-dört oturma yeri mevcuttur. Yine su deposunun yanından kaleye çıkmak için yapılmış bugün bozulmuş vaziyette kayadan oyma merdivenler mevcuttur.

Amasya müzesinde eski yazı ile yazılı tarih kitabında Turhal kalesinde hükümdarlık yapan kişilerin adları mevcuttur.

Eski çağların coğrafyacısı Amasyalı Strabon (M.Ö.63-M.S.19) eserinde Turhal’la ilgili şu ifadelere yer verir. Yeşilırmak vadisinden bahsedilirken, eski devirlerde kralların oturduğu Gayyura-Gayyola şehrinden kuzeye doğru dönmektedir. ifadesine yer verir.Burası Turhal’dır. Hem Turhal kalesi hem de asri mezarlık yöresindeki tarihi kalıntılar ile eski Turhal yerleşim yerindeki tarihi doku bu tezimizi güçlendirmektedir. Charles Mike burada bir şato ve yeraltı yollarından bahsetmektedir. Bazı araştırmacılar da bu kalede Tiraller-Tirgal-Turgal isminde bir kavmin yaşadığından bahsetmektedir.

Kapadokya ve Pontus'ların büyük savaşlarına sahne olmuş, bu stratejik bölge aralarında sık sık el değiştirmiştir. Son olarak Romalıların eline geçince, Romalı general Ponpeis tarafından kale ve etrafı yıktırılmıştır.

Fransız alimlerinden Vital Cuinet’in 1892 yılında Paris’te basılan 3 ciltlik eserinde; ‘Bu eski kalede, dağın içine doğru inen kayalardan oyulmuş bir yer altı galerisi vardır. Hazinelerini emin bir yere saklamak isteyen Pontus krallarından Mithridates tarafından yaptırıldığı söylenmektedir.

Yazar Raynak dan naklen, Amasya tarihinde, hicretten (622), 954 yıl önce (M.Ö.332)yılında Turanlı evtan neslinden Aryarat isminde bir hükümdar, Durgal kalesinde oturmuştur. Aryarat 1.Dara’nın komutanlarından Turanlı (Asya ve Türk kökenli) evtan neslinden olması sebebiyle eski Togayıtların askeri planını uyguladığından,yönetim alanlarına güneyde Elbistan, Konya, Kayseri ve Maraş illeri ile Karadeniz sahilinden Sinop’ta dahildi. Aryarat çok zeki ve tedbirli bir kimse olduğu için Turhal kalesinde uzunca süre asırlarca hükümdarlık etmiştir. Bu gücünü de 15000 süvari ile 30000 piyadeden oluşan ordusundan almakta idi. Hicretten 945 yıl evvel (M.Ö.323) yılında Sabıktay isimli bir general komutasındaki birlikler Turhal kalesini kuşatarak, Kale komutanı Aryarat’ı ailesiyle birlikte öldürnıüştür. Bir süre 2. Aryarat Turhal’da hükümdarlık yaptıktan sonra 3.Mihridat ile Turhal’da yapılan savaşta yenilmiştir. 3.Mihridat Yeşilırmağın doğu bölgesi ile şehri tamamen eline alarak Amasya’yı kuşatmıştır. Şehri almasına rağmen Turhal’da ikamete (oturmaya) devam etmiş, ancak Turanilerin sevgisini kazanınca, Turhal’ı terk edip Amasya’yı başkent yapmıştır ve Turanilerin birçok oymağı bulunmaktadır: Tiraller, Tirgal ve Turgallar. Turhal bölgesini anayurtları gibi benimsemişlerdi.Yıllarca Turhal kalesinde kalıp, çevreye hakim olmak için birçok savaş yapmışlardır. MÖ. 200 yıllarında Turhal’da hükümet yapmışlardır.

Hicretten 752 yıl önce (M.Ö.130 yıllarında) Kapadokya hükümdarı olan 7. Aryarat babasının intikamını almak için Turhal’a hücum edip, şehri ele geçirmiş burasını kendine başşehir yapmıştır. Romalıların teşviki ile Pon bölgesine akınlar düzenlemiştir. 6.Mihrıdat’ı yenerek babasının (2.Aryarat’ın ) intikamını almıştır. Fakat Amasya’yı kuşatmasına rağmen almayı başaramamıştır. Hicretten 714 yıl önce (M.Ö.92 yıllarında) 7.Mihrıdat (Amasya kralı), Kapadokya hükümdarı 7. Aryarat ile Turhal yöresinde yaptığı savaşı kazanarak, 7.Aryarat ve ailesini ortadan kaldırmıştır. Tekrar nüfuz bölgesini genişleterek; Kapadokya ve Pon bölgelerini üçüncü defa birleştirmiştir. 7.Mihrıdat için tarihi kaynaklar övgüler yağdırmıştır: Cesur, savaşçı ve eşi bulunmaz hükümdar diye bahsederler.

Kale ile ilgili menkibe: Battal Gazi Turhal kalesini almak istediği halde alamaz. Sonrada muhakkak bu kalenin ırmakla bağlantısı var diye karşı bağlardaki söğütlerin altına pusuya yatar. Bir zaman sonra ellerinde kovalar ile üç kadın belirir. Sularını doldurup dehlize doğru yönelirler. Battal Gazide peşlerinden. En sondaki bayan Battal Gaziyi fark ettiği halde, bozuntuya vermez. Fakat kaleye varır varmaz, kale muhafızlarına ihbarda bulunur. Arkamızda yabancı bir şahıs var diye. Battal Gazi yakalanıp zindana atılır. Burada başlar sesli sesli Kur’an okumaya. Kale muhafızının kızı Varvara bu Kur’an ziyafetinden etkilenir ve Müslüman olur. Sonra da babasına kilise yaptıracağım diye Ulucamiyi yaptırır.

 Kesikbaş Camii ve Türbesi :

Asıl adı Şeyh Abdullah Efendidir. Türbesi Kesikbaş camiinin yanındadır. Sahabe olduğu rivayet edilir. Muaviye zamanında İstanbul'un fethi için Anadolu’ya gelmiştir.. Bayat ve Kuytul köylerinin geliri ona bırakılmıştır. Camii H.1172 / M.1759 yılında Yeşilırmak kavsi içine inşasına başlanmıştır. Büyük kubbe ve cami 1172 de inşa edilirken, küçük kubbeler ile minare 1180 yılında inşa edilmiştir. Aynı yıl yani H.1180 / M. 1767 kadınlara mahsus bölüm (Kadınlar Mahfili) yapıldı. Ayni İstanbul’daki büyük Selatin camilerdeki Hünkar mahfilleri gibi.Cami içine bakan tarafına pencerelere kafes kondu. Doğu tarafındaki bu ilave üç basık kemer üstüne oturtuldu. 1939 depreminden sonra da,duvarları yarıldığı için tamir görmüştür. Turhal girişindeki ana köprünün yanındadır.Türbe ise caminin batı duvarına bitişiktir. Türbenin cami içine açılan bir kapısı mevcuttur.Tarihi bir hüviyet taşıyan , taş çerçeveli ahşap kapı büyük bir sanat şahaseridir. Gerek ahşap kapı da gerekse taş çerçeve kabartma ye oyma süslerle bezenmiştir. (Fakat günümüzde ahşap kapının yerinde sacdan yapılmış bir kapı mevcuttur.Hırsızlar ahşap kapıyı açmak için kırmışlar,ve  sanat eserini zarar vermişlerdir) Bu ara kapı üzerindeki kitabede cami ve türbenin Şeyh Hacı Mustafa Efendi tarafından yapıldığı yazılıdır. İnşaatla ilgili iki kitabe daha mevcuttur.Yani toplam üç kitabe bulunmaktadır. Diğer iki kitabeden ikincisi minare girişinde,üçüncüsü ise ana girişi kapısının üstündedir. (Camiye kuzey girişinde ilave bölüm yapıldığı için ana girişteki kitabe içeride kalmıştır.) Camiden türbeye, iki küçük kubbeli sahan ile geçilir. Bu geçiş bölümünde üç adet dor nizami sütun mevcuttur Dor sütunları erkeği ye gücü simgelemektedir. Camideki Maşallah yazısı da  çok güzel stilize edilmiştir. Orjinalleri minber çıkışının üstünde, birde caminin ana girişindedir. Minare bitişiğinde, girişi iç sahandan yapılan çilehane mevcuttur.

Caminin kubbesinin bağlantı kasnağında her yönde üçer adet olmak üzere 12 adet kemerli pencere mevcuttur. Bu pencereler caminin aydınlatılmasını sağlar. Kubbe kasnağının alt kısmında kuzey güney yönünde 2. sıra 3’er adet kemerli pencere daha mevcuttur. Türbe içindeki sandukalarda; Kesikbaş Şeyh Abdullah Efendi (Kıble tarafı, yanında bir horasan ereni, (Büyük ihtimalle Lengeri Baba) onun yanında hizmetkarı bayan,onların yanında hanımları ile Şeyh Mustafa Efendi yatmaktadır. İki küçük sandukçada da Şeyh Mustafa Efendinin çocukları yatmaktadır. Türbe 1978 de onarım görmüştür. Ayrıca türbede kapalı cam bir ayaklı dolapta Kesikbaş hazretlerinin cübbesi, kemeri ve tesbihi mevcuttur. Devamlı yanında durup cenaze namazı kılmamıza rağmen çoğumuzun bilmediği, cami altında galeri mevcuttur. Demir kapı ile korunan bu tünelle yeşil ırmağın altından karşıya geçilmektedir. Caminin kıble tarafında yer alan bu tünel girişi , merdivenle aşağıya inerek demir parmaklık arkasından seyretmemiz mümkündür. Günümüzde güvenlik sebebi ile giriş kısmının hemen akabinde duvar örülerek kapatılmıştır. Ana camii altında yer almaktadır.

 Eskiden cami çıkışında, kuzeydoğusunda bir hamam kalıntısı mevcuttu. Zeminden aşağıda kalmıştır. Kubbesi yol hizasında idi. Bugünki kesikbaş kavşagının genişletilmesi ve çevre tanzimi sırasında yıkılmıştır.

Yine Kesikbaş çevresindeki tarihi yapılardan Hükümet binasından bahsetmek istiyorum. Caminin doğu tarafında iki katlı ahşap bir bina idi. Yıkılmasından önce bir süre de Mehmet Akif ilkokulu olarak hizmet vermiştir, Bu şekilde Turhal’ımıza ait eski tarihi yapılalar bir bir yok edilmiştir. Turhalın yerleşimi çok eski diyince. Tarihi yapı niye yok sorusu soruluyor. Fakat bilinçsizce bu tarihi yapılar yok edilerek tarihle bağımız kalmamıştır.

Kesikbaş ile Turhal ismi arasında da irtibat kuranlar vardır. Kesikbaş çarpışırken şehit düşen insanin vücudundan ayrıldıktan sonra,yuvarlanmış. Dur-gal diye bir nida ile durdurulmuştur. Turhal ismi buradan gelmektedir. Dur-gal telaffuz edile edile Turhal halini almıştır. 

 

AHi YUSUF :

Semercilerin piridir. Amasya yolunda Erkek Kuran Kursu binasi arkasındadırr. Hem tekkesi hemde yatırı bulunmaktadır. Vefat tarihi: H.723/M.1324 dür. Bu tarih türbenin doğu girişindeki giriş kapısı üzerindeki kitabede mevcuttur. Turhala H.701/M.1301 yılında gelmiştir.Tekkesinin önünde imarethane (Aşevi) yaptırarak,fakirlerin istifadesine sundu. Bu aşevinden Turhal Medresesinde okuyan ögrenciler ile Turhal’dan gelip gecen garip yolcular da istifade ederdi. Dazya(Gümüştop) köyündeki değirmen ve çevre köy gelirleri ona aittir. Yeşilırmak kenarındaki, eski tarihi Karataş hamamı da ona aittir. Hamamın yapılış tarihi 1315’dir.

Kendi geçimini, bugün kuş cenneti olan ve koruma altıma alınan kaz gölü çevresinden getirttigi kamışlarla yaptığı hayvan semerlerinden temin ederdi.Bu yüzden mesleğin piri olarak kabul edilir. Ahi Yusuf odun taşıyan hayvanların sırtlarındaki yaraları görünce bundan son derece rahatsız olup üzülmüş, bu hayvanların yaralarına çare bulmak için gece gündüz düşünmüş , Sonunda da kendi buluşu olan Semer’i icat etmiştir. Semercilerin piridir.

 Türbe kare mimari planına göre yapılmıştır. İlhanlı eseridir. Girişi kuzey tarafındaki kapıdan yapılır. 1934 yılında bucak müdürlüğü yapan Hakki Efendi Ahi Yusuf türbesini yıkmak istemiştir. Ancak kubbesini yıktırabildi. Felç oldu. Hastaneye kaldırıldı. Kazma vuran işçilerden ikisi damdan düşerek, biri de pencereden düşerek öldüler. 723 senesinde inşa edilen türbe ilhanlı eseridir. Tekkenin güneyinde çilehane mevcuttu. Bilahare bu çilehane yıktırılmıştır. Duvarla da kapatılmıştır. Tekkenin kubbesi yıkıldıktan sonra bugünkü ahşap kırlangıç çatı yapılmıştır. Güney kıble cephesinde bu yıkım ile ilgili izler mevcuttur. Kuzey cephesinde kırık üç parça mermer kitabede Ammere hazihil mergadil mübareke lişşeyhil zahit Ahi Yusuf (Kadesallahu sırruhu) fişehri şaban sene selase işrın ve sebamiyye : ebced hesabi ile H.723/M.1323 yazılıdır. Tarih düşülmüştür. Türbenin batı cephesinde dikdörtgen iki pencere, kıble duvarında kare bir pencere mevcuttur.

Türbe içerisindeki iki büyük kabir arasındaki sanduka şeklindeki mermerde La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah, Bismillah yazılıdır. Ahi Yusuf Anadolu ahilerinden Veysel Karani’nin akrabasıdır. Türbedeki keçe külah Veysel Karani’ye aittir. Tekkedeki ok, yay, at ve otuz adet Kur’an cüzi Tokat müzesine kaldırılmıştır.

Ahi Yusuf’un yaptırdığı imarethanenin (Aşevinin) Osm.T.Cilt-1e Çelebi Mehmet’in (annesine ) ait olduğu kayıtlıdır.

Ahi Yusuf Türbesi ile Şeyh Nurullah Türbesi arasında kubbeli mescit vardı. Bakımsızlıktan yıkılmıştır. Türbe çevresinde Ahi Yusuf kabristanı mevcuttu. Şehir merkezinde kabristan olmaz diye kaldırılmıştır.

Hamama gelince Yeşilırmak kıyısında ismini taşıyan (Hamam Mah.) mahallededir. Hamam 715 tarihinde inşa edilmiştir. 1945 yılında 22bin liraya  Mustafa Erişkin’e (Hamamcı Mustafa’ya) satılmıştır. Yine halk arasında dolaşan söylenceye-rivayete göre, zaman zaman Ahi Yusuf bu tarihi hamamına gelip yıkanırdı. Çünkü bu tarihi hamamdan çıkan bit zat, tekke yanına türbe çevresine gelince Bu kişinin Ahi Yusuf olduğuna inanmıştır.

1092 yılında  Turhal’da kazalık beratı Ahi Yusuf’ a verilmiştir.

 

Muhammed Nurullah (Pisik Çarpan) :

Şeyh Mehmet Nurullah, Emir Mehmet tekkesi diye de geçer. Halk arasında Pisik çarpan olarakda bilinir. Eskiden türbede akşamları aydınlatma amacı ile kullanılan mumları bir kedinin içeri girip yemesi üzerine, kediyi duvara çarparak öldürmüştür. Bu yüzden vatandaşlar arasında Pisik (Kedi) çarpan olarak adlandırılmıştır.

Selçuklu komutanlarındandır. Turhalın Fatihidir. Turhal’ı Rumlardan fethetmiştir. Turhal kalesinin alınrnası sırasında da şehit düşmüştür. Şehitler şehit düştükleri yere defnedildikleri için buraya defnedilip üstüne de tekke-türbe yapılmıştır. Amasya caddesinde, Kur’an Kursu binasının arkasında ve Ahi Yusuf türbesi bitişiğindedir. Ok, yay,kılıç, kalkan ve sancağı şerifi 1925 yılında Tokat Müftüsü Faik Efendi tarafından Tokat Müzesine teslim edilmiştir. Türbesi kubbelidir. Girişi kuzey kısımdadır. Batı duvarında bir penceresi bulunur.Kare plan uygulanmıştır. Türbe girişindeki kitabede vefat tarihi 701 olarak kaydedilmiştir. Türbe içinde üç mezar mevcuttur. Biri Şeyh Mehmet Nurullah hazretlerine diğer ikisi ise komutanlarına aittir.

1934 yılında Bucak Müdürü olan Hakkı Efendi, türbeyi tamamen yıktırmak istemiş Sadece kubbeyi yıktırmaya muvaffak olmuş. Akabinde felç olduğu, hastaneye kaldırıldığı için yıkımdan vazgeçilmiştir. Yıkımda görevli işçilerden ikisi damdan düşerek, biride pencereden düşerek ölmüşlerdir. Türbenin kubbesi aslına uygun olarak 1947 yılında yeniden inşa edilmiştir.

Ahi Yusuf Türbesi ile şeyh Nurullah Türbesi arasında kubbeli mescid vardı. Bakımsızlıktan yıkılmıştır.

Lengeri Baba (Mustafa Dede) :

Kesikbaş camii yanındaki mezarlıkta veya Türbe içinde şeyh Abdullah’ın yanındadır. Kesikbas türbesini yaptiran Şeyh Mustafa Efendinin yanından ayrılmayan son derece iyi huylu,sevimli sofi ve ermiş bir ihtiyar vardı; Mustafa Dede.. Türbe inşaatı devam ederken, Tokat evliyalarından Tüysüz Baba terpoşlu (üstü açık ve yayvan bakır tabak) ile helva gönderir. Helva dolu kab Tokat’tan Yeşilırmağa bırakılır ve Turhal’dan da Nur yüzlü bu sofi Mustafa Dede tarafından alınır Şeyh Mustafa Efendiye takdim edilir. Şeyh Mustafa Efendi helvayı yedikten sonra, Mustafa Dede’ye, bizim helvamızı da sen gönder diye talimat verir. Mustafa Dede, kendi eliyle yaptığı helvayı, daha büyük bir tabağa- lenger'e koyar ve ırmağa bırakır ve akıtıya karşı yukarı Tüysüz Baba’ya gönderir. Bu olaydan sonra Mustafa Dede’nin adı Lengeri Baba olarak kalır.

Hacı Baba Sultan :

Celal Mahallesinde Alemoğlu camiinin bahçesindedir. Tarihi Kitabesi mevcuttur. Sadece yatır bulunmaktadır. Haci Baba Sultan fakir dostu olup açları doyuran büyük bir sehavet sahibi, cömert bir zattı.

Utak Dede:

Ana köprü ve Kesikbaş camii yakınlarında idi. Ana köprünün doğusunda ve hisar altında bulunduğu tarihi kayıtlarda mevcuttur. Bugün hiçbir iz bulunamamıştır.

 

İskender Baba :

Tekkeler çıkmazında, bir evin giriş katında bulunmaktadır. Üstünde ev mevcuttur. Ahi Yusuf (Semercilerin Piri) türbesinin yanındaki sokaktadır. Mütevazi bir yatırdır. Buradaki tarihi taşlar Ahi Yusufun türbesinin duvarında kullanılmıştır.

 

Pir Ahmet Dede Sultan :

Bugünki Dtogar ye Kamyoncular Nakliyat’ın arkasındaki boşluktadır. Şeyh Şehabettinin doğrultusuna düşmektedir. Eskiden burası büyük bir kavaklıktı. İlçenin en yaşlı ağaçları bulunurdu. Çok sayıda da mezar taşı bulunmakta idi Bugün pancar sezonunda Şeker Fabrikasının pancar döküm alanı olarak kullanılmaktadır.

Tekke Kavağı ve Yağmur Duası:

 Tekke Kavağı ve Yağmurur Duası Bugün ki Şeker Fabrikası, arıtma tesisleri ayağınının bulunduğu bölgede çok yaşlı ağaçlar bulunurdu. Çok sayıda da mezar mevcuttu.

Bu tarihi kavaklar, Şeyh Şehabettin önünde bulunup sonradan yıkılan tarihi kavak ile Meclis Bahçesi (Şeker Fabrikası Lojmanları Yanı) Önündeki tarihi kavakla (Anısına her yıl festival düzenlenir) yaşıt idi...  Sonradan Tekke Kavağı bitişiğindeki bu tarihi kavaklar kesilmiştir. Halbuki eskiden bu bölgede Yağmur duasına çıkılırdı. Kurbanlar kesilir. Büyük kazanlarda pilavlar pişirilirdi. Yağmurun çabuk gelmesi içinde: kuzular koyunlardan, çocuklar analarından ayrılırdı. Yagmurun gelmesi ile de şükür duası ile o bölgeden geri dönülürdü.

Şeyh Şehabettin Süheverdi :

Asıl ismi Şeyh Şahap’tır. Bu büyük zatında türbesi Amasya tarafında, şehir girişinde yani kuzeyindedir. Ayni adı taşıyan mezarlığın yanıbaşında, güney batısına düşmektedir. Kale eteği ve Yeşilırmak kıyısında, otogar’ın karşısına isabet etmektedir. Türbe önce ahşap inşa edilmiştir. (H.1171/M.1758) Muharrem ayında Derviş oğullarından Hacı Osman Efendi tarafından (Bir oda ye geniş bir avludan ibaret idi) Dikdörtgen plan uygulanmıştır. Türbe içinde dört sanduka bulunur.Kıble (guney) tarafındaki büyük sanduka da  Şeyh Şehabettine alttir.Diğer üç sanduka ise hemen yanı başında hanımı,, onun yanında da oğlu, en sonda ise hizmetlerine bakan kadın yatmaktadır...

Asılları Buhara’larıdır. Süheverdi kasabasındandır. Bağdat’da medfun (yatmakta olan) Süheverdi hazretlerine bağlıdır.

Türbe çevresindeki bağ ve bahçe geliri türbeye bırakılrnıştır. Çevikler rnevkiindeki tekke tarlalarının geliri de ona verilmişti. Tamirleri de bu gelirlerden karşılanmıştır. Bu irad arazisinin bir kısmı 93 Rus harbi (1293 Rumi/1578 Miladi) muhacirlerine bir kısmıda 1330 muhacirlerine (1914 Balkan harbi) tahsis edilmiştir (verilrniştir). Tapuya kaydedilmiştir. Kalan birkaç tarlada hamam mahallesi eşrafları tarafından kullanılmıştır.

Tekkenin girişinden de,Yeşilırmak kenarında heybetli bir kavak ağacı vardı. Dikildiğii tarihi dedelerimiz dahi hatırlamamaktadır. Kocaman bir kolu da tekke üzerine doğru uzanmakta idi. Gövdesinin çapı 1.1 metre, yüksekliği 15 metredir. Bir gece ansızın yıkılmıştır (1966-67) Şeyhin kerametindendir ki o koca dal ağaç. türbeye zarar vermeden ırmağa uzanıvermiştir.

Şeyh Şehabettin'de niyet taşı da bulunmaktadır, Bin siyah bin de beyaz olmak üzere iki parçadır. Niyeti kabul olacaklara taşlar yerinden kalkar. Aksi takdirde kalkmaz.

Bugün tekkenin bakımını Yapaz'lar sülalesi üstlenmiştir. 45 senedir bu hizmeti yürütmektedirler. Daha önceden Yapazların gelini Ayşe Hanım bakarken, bugün Ayşe Hanımın  gelini Emine (Buhar) bu görevi yürütmektedir.

Medrese :

Ulucami ile Kız Kuran Kursu arasında idi. Bugünkü park ve tuvaletin olduğu yerde Her odasında 4-5 öğrencinin kaldiğı 7 odadan meydana gelmekteydi.Yagrnur duası ve namazı ile cenaze namazları burada kılınırdı. Cuma namazları da burada eda edilirdi.

M.1898/H.1315 yılında medreseye 9(dokuzJ oda ilave edildi. Medresenin bahçesinin sulanması içinde Yeşilırmak üzenine bir dolap yapılmıştır. Bahçenin içerisine de dört köşeli çesrne ile fıskiye bulunuyordu. Şikayet üzerine dolap kaldırılmıştır. H. 1327/M.1909 yılında medrese öğrencilerinin de askere alınması ile öğrenci sayısı azaldı.

H. 1339 / M. 1909’da tavanı alınıp, Kesikbaş camiinin tamiri için kullanılmıştır. Tavansız bina da çürümüştür. Enkaz açık artırma ile satılmıştır. Daha sonra da arazi Rumeli göçmenlerinden, mübadeleye tabi Arnavut bir aileye verilmiştir

Ulu Cami (Camiikehir) :

Varvara tarafından yapılmıştır. Varvara Rum kale kumandanının kızıdır. Battal Gazi kaleye esir düşünce, ondan etkilenerek Müslüman olmuştur. Battal Gazi sesli olarak zindanda devamıi Kur’an okur ye namazını kılardı. Varvara Müslüman olduğunu gizleyerek, babasından kilise yapımi için izin ister. Amacı cami yaptırmaktır. İnşaat bitiminde babası kontrole gelir. Bir bakar ki ne görsün kilise yerine cami yükseliyor. Kızgınlıkla kızına kılıcını sallar. Yaralanan Varvara sürüne sürüne (vara vara) oradan uzaklaşır. Varvara suyunun çıktığı bölgeye gelince ruhunu teslim eder. Öldüğü yerden bugün ki Varvara suyu ye gözeleri kaynakları çıkar. Cenazesini de yanındaki tepenin zirvesine defnederler. Tepenin ismi de bundan böyle Varvara tepesi adını alır.

Zaten caminin yapılış planına bakıldığında farklı bir plan uygulanmıştır. Söyle ki, genelde camilerin yapılış planına göre, ana giriş kapısı kıblenin, mihrabın karşısındadır. Yani kuzeydedir. Halbuki bu caminin giriş kapısı diğerlerinden farklı olarak batı taraftadır, yan kısımdadır. Ayni kilise mimarisinde olduğu gibi.

Caminin tamiri ise Emir İshak tarafından M.950 / H.1530 tarihinde yapılmıştır. İshak Bey, Kanuni Sultan Süleyman’ın komutanlarındandır. Turhal’a Abaza Mehmet Paşanın cezalandırılması için gelmişti. Caminin bakımsız durumunu görünce tamir ettirmeye karar verip, tamir ettirmiştir. Bu konudaki kitabe caminin giriş kapısının üzerindedir. Yanına ilave bölüm yapıldığı için kitabe içeride kalmıştır.

Çukurda kaldığı ve zeminden su çıktıgı için, H.1329/M. 1802 yılında zemin toprakla doldurulmuştur. Almus barajı yapılana kadar Yeşilırmak sık sık taşardı. Ekili alanlara ve yerleşim yerlerine çok zarar verirdi. Taştığı zaman Ulucaminin duvarının dibine kadar ulaşırdı. Yeşilırmağın taşması son bulduğu için günümüzde tekrar eski haline getirilmiştir. Bugün ana camiye girmek için merdivenle aşağı doğru inilerek girilmektedir. Ana caminin arkasındaki asma katta kaldırılmıştır.

İki kubbelidir. İkişer basık kemerle doğu-batı yönünde genişletilmiştir. Cami girişindeki bölüm sonradan ilave edilrnitir. 1939 depreminde minarenin şerefe üzeri yıkılmıştır. Şerefe tamir edilirken biraz daha uzatılmıştır. Turhal’ın en eski camiidir. 1951 yılında tamir edilerek tekrar ibadete açılmıştır

Kova Mahallesi Camii :

Kova Mahallesi camii Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. (1300'lü yıllarda) Cami içinde çocuk okulu bulunmakta idi. Turhal’ın eski yerleşim yerlerinden aynı isimli mahallede, kale mezarlığının yanında bulunur. 700 yıllıktır. 150 cemaatlik hacimli camii ahşaptır. Mimber de ahşap ve adedir. Mihrabın karşında ahşap asma kat bulunur.

Günümüzde güvenlik sebebi ile minaresi yıkılmıştır. Camide modern bir şekilde kale ve mezarlık eteğine yeniden inşa edilmektedir. Tarihi ve ahşap camii zaman zaman tamir görmüştür.